Paris

Paris, yürümeyi de oturup dinlenmeyi de aynı ölçüde ödüllendirir — uzun sohbetler için kurulmuş bir şehir.

Kayıt Ol
Photo: Vinceesq / CC BY-SA 3.0, via Wikimedia Commons

Paris

Paris, küçük küçük bölgelerden oluşan bir şehirdir. Bir Parisliye nerede oturduğunu sorsanız size bir numarayla cevap verir, çünkü her arrondissement (belediye bölgesi) kendi ritmini korur: Marais gece geç saatlere kadar hareketlidir, 11. bölge otuzlu yaşlardaki insanlara aittir, Montmartre ise gece yarısına doğru hâlâ boşalır. Hepsini birbirine bağlayan şey kafedir — ziyaret edilen değil, sahiplenilen bir yer; tek bir kahve size terasta bir saat kazandırır ve kimse sizi acele ettirmez. Paris'in insanlarla tanışmak isteyen ziyaretçilere alışılmadık derecede cömert davranmasının sebebi de bu alışkanlıktır. Şehir sık dokulu, sonu gelmez biçimde yürünebilir ve sosyal hayatı açık havada, herkese açık alanlarda geçer; bir yabancı da bu hayata kolayca katılabilir.

Gezilecek yerler

Le Marais

Marais, Haussmann'ın yıkımlarından kurtulmuş bir bölge; bu yüzden sokakları hâlâ ortaçağ Parisi'ndeki gibi kıvrılıp daralıyor. Bugün burada şehrin en eski meydanı olan Place des Vosges'un yanı sıra rue des Rosiers'deki falafelciler, küçük galeriler ve ancak ağır bir kapıyı iterek görebileceğiniz avlular var. Paris'in büyük bölümü kapalıyken bile pazar günü canlı kalan nadir merkezi semtlerden biri. Bir ziyaretçi için Marais, plansız bir öğleden sonra geçirmenin en kolay yeri: kısa sokak blokları, sürekli gölge ve bir dakikadan uzağa gitmeyen bir bank ya da teras.

Canal Saint-Martin

Demir yaya köprüleri, çınar ağaçları ve Parislilerin baharla birlikte açık hava oturma alanı olarak kullandığı taş kıyılarıyla hâlâ çalışan bir kanal. Burada bir anıt yok ve mesele de tam olarak bu — insanlar oturmaya, bir şişeyi paylaşmaya ve suyun kilitlerde dolmasını izlemeye geliyor. Çevresindeki 10. bölge küçük plak dükkanları, kitapçılar ve gösterişsiz restoranlarla dolmuş durumda. Parislilerin boş bir akşamı gerçekte nasıl geçirdiğinin en net örneği ve elinde içkiyle yere oturmanın turistik bir tuhaflık değil tamamen sıradan bir şey olduğu nadir merkezi yerlerden biri.

Musée d'Orsay

On dokuzuncu yüzyıl müzesine dönüştürülmüş, Beaux-Arts tarzı bir tren garı — Louvre'dan çok daha kolay vakit geçirilebilecek bir bina. Üst kattaki büyük saat kadranı Seine Nehri'nin üzerinden Montmartre'a bakıyor, arkasındaki Empresyonist salonlarda ise çoğu ziyaretçinin etiketi okumadan tanıyacağı eserler yer alıyor. Koleksiyon ansiklopedik değil odaklı olduğu için iki saat gerçekten yeterli. Saatin arkasındaki beşinci kat kafe, merkezi Paris'te oturulabilecek en sakin yerlerden biri; manzarası sizin yerinize konuşuyor.

Montmartre and the Butte

Tepe, köy geometrisini korumuş: caddeler yerine merdivenler, hâlâ üretim yapan bir bağ ve dümdüz değil kıvrılarak ilerleyen sokaklar. Sacré-Cœur kalabalığı, altındaki meydan ise portre ressamlarını çekiyor; ama kuzeye ya da batıya üç dakika yürüyünce gürültü tamamen kesiliyor. Rue Lepic ve Place Dalida çevresindeki sokaklar ağustosta bile sakin kalıyor. Dik bir semt — burada bir akşam planlamadan önce bilmekte fayda var — ama bazilikanın yanındaki füniküler, bir metro bileti fiyatına en zor tırmanışı sizin yerinize yapıyor.

Île de la Cité and the Seine quays

Paris'in başladığı ada hâlâ Notre-Dame'ı, Sainte-Chapelle'in vitraylarını ve Cité metro istasyonu yakınındaki çiçek pazarını taşıyor. Çoğu ziyaretçinin kaçırdığı şey bir alt seviye: köprülerden taş basamaklarla suya inildiğinde trafik gürültüsü kayboluyor ve şehir sessizleşiyor. Pont Neuf ile Pont de Sully arasındaki rıhtımlar yan yana yürüyecek kadar geniş, bir sohbetin ikinizden biri nereye gidileceğine karar vermeden kendi akışında ilerlemesine yetecek kadar uzun.

Parc des Buttes-Chaumont

III. Napolyon bu parkı eski bir taş ocağı ve alçıtaşı madeninin üzerine kurdurmuş; kayalıklar, bir asma köprü ve kayalık bir adacıktaki tapınak da bu yüzden var — düz bir parkın asla başaramayacağı manzara efektleri. Turist rotasının epey dışında, 19. bölgede yer alıyor ve sıcak bir akşamda çimenlikler ziyaretçilerden çok çevre mahallelerin sakinleriyle doluyor. Park içindeki Rosa Bonheur guinguette'i (kırların açık hava dans-içki mekanı) açık hava bar niteliğinde; burada yabancılarla tanışmak bir akşamın sıradan seyri.

Nerede eğlenilir

Café terraces

Teras, Paris sosyal hayatının merkezi kurumu ve kurallarını bilmekte fayda var. Kendiniz oturursunuz, bir kez sipariş verirsiniz ve masa siz istediğiniz sürece sizindir — siz istemeden kimse hesabı getirmez. Sandalyeler masaya değil sokağa dönük durur; kulağa pek romantik gelmese de sohbeti kolaylaştırır: yan yana oturur, aynı şeyi izlersiniz ve sessizlikler asla ağırlaşmaz. Tek bir kahve birkaç euroya size bir saat kazandırır. Gezilecek yerleri işaretlemek yerine insanlarla tanışmak isteyen bir ziyaretçi için şehrin en işlevsel geleneği bu.

Jazz cellars of Saint-Germain

5. ve 6. bölgelerin taş bodrumları 1940'lardan beri caz kulüplerine ev sahipliği yapıyor; aralarında Caveau de la Huchette ve Le Petit Journal'ın da bulunduğu birkaçı hâlâ her gece canlı performans veriyor. Mekanlar küçük, tavanlar kemerli ve müzik konuşmayı sınırlayacak kadar yüksek — ama paylaşılan deneyim zaten işi hallediyor. Performanslar genelde saat dokuz civarı başlıyor, giriş ücretleri Avrupa standartlarına göre mütevazı. Fazla çaba gerektirmeyen bir akşam: kıyafet kuralı yok, rezervasyon kültürü yok, dışarıdaki mahalle de sonrasında devam edilecek yerlerle dolu.

Wine bars and the apéro hour

Akşam saat altı ile sekiz arası Paris, apéro (yemekten önceki içki saati) ile çalışır — çoğu zaman yemeğin kendisinin yerini alan bir alışkanlık. 11. bölge, 10. bölge ve rue de Charonne çevresindeki şarap barları, mekan sahibinin kendi seçtiği şişelerden doldurulan kadehlerin yanında küçük tabaklar servis eder; tezgahta ayakta durmak da gayet normaldir. Apéro kasıtlı olarak düşük riskli tutulur: bir yemekten kısa, daha ucuz, tuhaflık yaratmadan uzatılabilir ya da bitirilebilir. İlk kez biriyle buluşuyorsanız, Parislilerin kendisinin de seçeceği format budur.

Open-air cinema and summer riverbanks

Temmuzdan itibaren şehir, Seine'in sağ kıyısındaki bazı bölümleri arabalara kapatıp kumla, şezlonglarla ve Paris Plages adı altında ücretsiz konserlerle dolduruyor. Aynı dönemde Parc de la Villette'teki çimenlik, binlerce kişinin battaniye ve piknik sepetleriyle uzandığı, ücretsiz akşam gösterimleri yapılan açık hava sinemasına dönüşüyor. İkisi de gerçekten yerel, turiste yönelik değil; ikisi de tamamen ücretsiz ve ikisine de tek başınıza gidip kalabalık içinde bulabilirsiniz kendinizi.

Sunday markets

Paris'te yetmişten fazla sokak pazarı var ve en kalabalık oldukları zaman pazar sabahları. Marché Bastille, boulevard Richard-Lenoir boyunca birkaç yüz metre uzanıyor; Marché d'Aligre ise aynı meydanda kapalı bir salonu, açık hava pazarını ve bit pazarını bir araya getiriyor, ortasındaki şarap barının kalabalığı da kaldırıma taşıyor. Pazarlar telaşsız, gürültülü ve sohbete doğal fırsatlarla dolu — birinin karşısında oturmak yerine yanında sırada beklersiniz.

Yapılacak şeyler

Bir bölgeyi baştan sona yürüyün

Paris yürüyerek geçilebilecek kadar küçük — Marais'ten Eyfel Kulesi'ne kabaca iki saat — ve şehir ancak yürüme temposunda gerçek anlamını buluyor. Tek bir arrondissement seçin ve rotasız takip edin: barlar ve atölyeler için 11. bölge, kitapçılar ve Sorbonne'un altındaki Roma kalıntıları için 5. bölge, mağazalar ve kapalı pasajlar için 9. bölge. Mesafeler kısa, banklar sık, durmak isterseniz bir metro girişi nadiren birkaç yüz metreden uzakta oluyor.

Seine kıyısına ya da bir parka piknik götürün

Bir pazardan ya da bakkaldan ekmek, peynir ve bir şişe alın, sonra oturun — rıhtımlarda, Pont des Arts'ın basamaklarında, Buttes-Chaumont'un ya da Champ de Mars'ın çimlerinde. Burada açık havada içki içmek yasal ve tamamen sıradan. Bir restoran yemeğinin ancak bir kısmına mal olur, rezervasyon gerektirmez ve belirli bir bitiş saati yoktur; bu da henüz iyi tanımadığınız biriyle buluşurken kurabileceğiniz en kolay plandır.

Petite Ceinture'de ya da kapalı pasajlarda gezinin

Gizli Paris'in iki hâli, ikisi de ücretsiz. Petite Ceinture, şehri çevreleyen ve artık kullanılmayan on dokuzuncu yüzyıl demiryolu hattı; birkaç bölümü şimdi otların bastığı, sessiz ve neredeyse ıssız yürüyüş yolları olarak açık. Kapalı pasajlar — Galerie Vivienne, Passage des Panoramas, Passage Jouffroy — 2. bölgedeki cam çatılı on dokuzuncu yüzyıl geçitleri; eski kitapçılar ve minik kafelerle dolu, şehirdeki en iyi yağmurlu öğleden sonra planı.

Bir öğleden sonrasını yemek, tatma ya da pastacılık dersiyle geçirin

Merkezi Paris'te her gün kısa yemek, pastacılık ve şarap tadım dersleri veriliyor; genelde altı ila on iki kişilik küçük gruplarda, iki üç saat sürüyor. Tek başına seyahat etmenin en zor sorununu çözüyorlar: sizi zaten birbiriyle konuşmayı kabul etmiş yabancılarla aynı odaya koyuyorlar. Özellikle şarap tadımları teknikten çok sohbete dayalı oluyor ve çoğu hem İngilizce hem Fransızca yapılıyor.

Versailles'a ya da Giverny'ye günübirlik gezi

Versailles, RER C hattıyla otuz beş dakika ve bahçelerin girişi çoğu gün ücretsiz — bilmekte fayda var, çünkü asıl güzel olan kısım bahçeler. Monet'nin evi ve su bahçesinin bulunduğu Giverny'ye ise Vernon'a trenle yaklaşık bir saat, ardından kısa bir servis otobüsüyle ulaşılıyor; en güzel hâlini ilkbaharın sonlarında yaşıyor. İkisi de araba ya da organize tur gerektirmeden şehirdeki konaklamanızı bölen kolay yarım günlük kaçamaklar.

Harika ilk buluşma mekanları

Bilinmesi gerekenler

Sıkça sorulan sorular

Paris tek başına gezilecek iyi bir şehir mi?

Alışılmadık derecede iyi. Kafe kültürü sayesinde herkese açık bir yerde tek başına oturmak dikkat çekici değil, tamamen sıradan bir şey. Teras düzeni de sizi herkesle birlikte sokağa bakar hâlde konumlandırıyor. Şehir kompakt ve iyi aydınlatılmış, metro geç saatlere kadar çalışıyor; müzeler, pazarlar ve nehir kıyıları da tek başınıza gidebileceğiniz, bunun bir 'mesaj' gibi algılanmadığı yerler.

İnsanlarla tanışmak için Fransızca bilmem gerekir mi?

Hayır, ama başlangıcı öğrenmelisiniz. Her etkileşimden önce 'Bonjour', sonrasında 'merci' ve gerektiğinde 'parlez-vous anglais?' neredeyse her durumu atlatmanıza yeter. Parisliler doğruluktan çok çabaya karşılık verir; merkezi semtlerdeki genç insanlar, selamlama yapıldıktan sonra genelde kendinden emin bir İngilizce konuşur.

İlk kez biriyle buluşmak için nereyi önermeliyim?

Herkese açık, merkezi ve gerektiğinde kolayca ayrılabileceğiniz bir yer. Bir kafe terası, bir müze kafesi ya da Jardin du Palais-Royal gibi bir park işe yarar: gün ışığı, yakında başka insanlar ve birkaç dakika mesafede bir metro istasyonu. Nereye gittiğinizi bir arkadaşınıza söyleyin ve mekanı kendiniz belirleyin; ilk buluşma için özel bir adresi kabul etmeyin.

Paris gerçekten ne kadar pahalı?

Konaklama ve restoranda akşam yemeği pahalı; geri kalan her şey ise idare edilebilir düzeyde. Terasta bir kahve, fırından bir öğle yemeği, pazardan piknik malzemesi, bir metro bileti ve çoğu kamu parkı ile bahçe ucuzdur; birçok büyük müze de ayın ilk pazarı ücretsizdir. Oturarak yenen tam bir akşam yemeği yerine apéro ve küçük tabakları tercih etmek, akşamın maliyetini ciddi biçimde değiştirir.

Hangi mahallede kalmalıyım?

11. ve 10. bölgeler fiyat, gece hayatı ve günlük Parisli yaşamı arasında en iyi dengeyi sunuyor, merkeze metro erişimi de kolay. 3. ve 4. bölgedeki Marais en merkezi ve pazar günleri en canlı yer ama daha pahalı. 18. bölgedeki Montmartre ise daha sakin ve daha manzaralı, bedeli de yokuşlar ve çoğu gezilecek yere daha uzun bir yolculuk.

Rehber kitapların atladığı, Paris hakkında ne bilmeliyim?

İki şey. Birçok mahalle restoranı ve küçük dükkan ağustosta birkaç haftalığına kapanır, bu yüzden yaz sonu bir ziyaret, rehberin canlı diye tarif ettiği bir sokağı kepenkleri kapalı bulabilir. Bir de pazar günü şehrin büyük bölümünde gerçekten sessizdir — Marais, pazarlar ve müzeler açık kalır, ama geri kalanını varsaymak yerine ona göre plan yapın.

Paris'de biriyle tanış

Kayıt Ol

Diğer destinasyonlar